facebook twitter Linkedin

Cep (Öykü) Murat Taş

 

cep-telefon-bayiÜhhüüü! Ühhüüü! Şu Sevim karısına inat… Ah şunu yedi bini!.. Allahım! İki göz bir salon. Kutu... Ne kutusu? Bey konağı. Zabit okuldan gelmiştir şimdi. Tühhh! Unuttuydum demeyi, selenin altında turşu pilav vardı. Karıştırır mutfağı. Mutfağı?.. Küçücük. Eski bir lavabo, birkaç tahta raf… Yedi bini tamamlasaydık… Taşı, dolabı, fayansları her bir şeyi tamam. Üfff! Ellerim dondu anam ellerim! Balkonu da var ki deme keyfime. Yuvarlak, geniş. Şöyle bir masa dört sandalye… Yemeğini ye, çayını iç; ser kilimi, at minderi yere, otur, âlemi seyret. Zabit ne yaptı acaba? Ah anam bu işler akıl işi akıl! Bizimkinin azıcık kafası işleseydi kurtulmuştuk şu kümesten. Eşek gibi çalış onca kira ver, bir de dırdırını çek karının. Kapıyı hızlı çarpmayınmış! Eşek miyiz, kapı nasıl kapanır bilmiyor muyuz? Ühhüüü! Ühhüüü! Anam ceyran yapıyor pencereyi açınca! Bir de koku… Sümsük, pısırık! Kör olsun gözün! Anam herifin boylu poslu olacağına, eciş bücüş olsun. Kafası çalışsın yeter ki kafası! Sevim’in ki gibi. Tip, boy hak getire ama kafa zehir adamın. Duman gibi sızıyor vallahi. Zabit babasına çekmiş. Parayı yerden mi topluyoruz eşek oğlum? Sahip çıksana eşyalarına! Boyaları kaybolur, defteri yırtılır!.. Sümsük! Keşke adam olaydın da bir gözün kör olaydı! Ühhüüü! Ellerim!.. Burnumuz düşecek çekmekten. Bari bu işte dikiş tut! Ah şu Sevim karısının burnunu!.. Anam karı cep telefonunu değiştirecekmiş! Değiştirsin kız bize ne? Bize ne ya bize ne! Ben bir cep alacam ki hem kammarası olan hem de müzik çalan! Bak bak, karıya bak! Çalımın kime anam? Senin tosbağa suratlı elâlemi dolandırsın, sen bilmem ne haltlar ye sonra dikil tepemize!.. 

“Bir şey mi dedin Meryem Abla?” 
“Hııı?”

Bakmadı suratına Sevim’in. Ayıp bir şey yapmış gibi başı düştü öne. Ellerini gördü. Parmak uçları pörsümüştü, mosmordu. Bir elinde bıçak bir elinde kayısı öylece dondu.

“Makine gibisin kız bugün,” dedi, Fadime Abla. Ucu turp rengi almış burnunu çekti arka arkaya. 
“Sevincinden,” dedi Sevim.
“Niye ki?”
“Mehmet de işe başlamış.”
“Öyle mi kız? Kız dilini mi yuttun?”

Meryem, yüzünü ekşitip, teknelerin başında hapşıran, burun çeken, ciğerleri sökülürcesine öksüren kadınlara baktı.

“Öyle,” dedi. 
“Hadi gözün aydın. Yedi bini bulursunuz.”

Sevim elini suya soktu, iri bir kayısı aldı, çillerini bıçakla sıyırdı, yan gözle Meryem’e baktı.

“Yedi bini bulmakla iş bitiyor mu? Daha kurası var bunun. Sonra on yıl bu. Üç yüz üç yüz taksiti var.”
“Hele bir eve girsinler. İkisi de genç, on yıl dediğin kuş olur uçar. De mi kız Meryem? Kız sende bir hâl var bugün.”
“N’olsunki Fadime Abla? Ühhüüü! Ühhüüü!”

Çaktırmadan baktı Sevim’e. Sevimler geçen yıl taşındılar TOKİ’nin yaptırdığı evlerine. Küçük. Kutu gibi. Şirin bir ev. Yedi bin peşinat. Gerisi on yıl taksit. Sevim’in kocası ufak tefek. İncecik. Üstelik çirkin mi çirkin. Ama bitirim. Her telden oynar, her işten anlar. Karıncanın belini incitmeyen türden. Üç ay önce taktı takıştırdı, buldu buluşturdu, kalan borcu bir çırpıda ödedi, tapusunu cebine koydu. Şimdi rahatlar. Sevim, istersem işe gelmem, diyor. Param kendime kız. Kuruş koklatmam herife. Benim gibisi geçmiş de eline… Küpelerim nasıl, küpelerim? Şu yüzüğü de aldım, yirmi iki ayar. Bu ay şu cebi değiştirecem. Şöyle kammarası olan, müzik çalan… 

Yedi bini bulmakla iş bitiyor muymuş? Sana ne? Tasası sana mı düştü? Babası gibi babası! Gider mider de top oynamaya, kapı açık kalır... Rezil karı! Sen önce kendine bak kendine! Niçin geldiğini bilmeyen mi var? Şu namussuzun oğluyla!.. Koca fabrika bir sobayla ısınır mı hiç koca namussuz? Ciğerlerimiz çürüyecek. Boğazına dursun dürzünün! Anam ellerimiz donuyor buz gibi suyun içinde! Şu kayısının da köküne kıran girsin! Don vursun da dipten kurusun! Bu gün yine bir tır dolusu geldi. Anam deme öyle! Aza şükretmeyen çoğa kavuşur mu hiç? Biz de biliyoruz koca salon bir sobayla ısınmıyor, su desen buz gibi, ellerimiz morarıyor. Ama ne demişler tencereye aş, dibine ataş gerek… Günlük dokuz kayme, ne eder altı günde? Ne eder lan Zabit? Oğlun da sana çekmiş işte! Hımmm altı kere dokuzun? Elli dört mü? Haftada elli dört kayme. Ayda?.. Sümsük! Keşke adam olaydın da bir gözün!.. Yedi bini bulmakla iş bitiyor muymuş? Kaltak karı!.. Ühhüüü! Ühhüüü! Ay ciğerlerim!.. O tosbağa suratlı herifin onu bunu dolandıracağına, dönsün de boynuzlarını törpülesin! Yok anam yok! Bir çaresini bulup şu yedi bini tamamlamalı! Eşek gibi çalışmalı. Nan soğan yemeli; eski, yırtık giymeli ama yedi bini tamamlamalı. Tamamlayıp TOKİ’nin avucuna saymalı. O karının evinden kurtulmalı. Bu rezil fabrikadan kurtulmalı.

“Kız Fadime Abla kız, gelecen mi bu gün çarşıya?”
“Neye?”
“Cebi değişecem ya. Hem çarşı pazar gezeriz işte.”
“Yok anam yok. Gelmem vallahi. Ucuz mucuz bir şey görürüm, gözüm kalır. Herkes senin gibi sıcak evde oturmuyor. Yirmi torba anca alabildik kömürü.”
“Sen bilirsin kız abla.” 

Saat birde sabah vardiyası paydos etti. Hangar gibi salonu ısıtamayan sobanın kıyısına masa sandalye attı patron. Sanki sabahtan beri ayakta kazık gibi dikilen, buz gibi suyun içinde elleri moraran, ciğerleri parçalanırcasına öksüren, hapşıran, durmadan burun çeken kendisiymiş gibi. Sarı ciltli bir defter, siyah bir çanta… Ödeme günüydü.

Zabit ne yaptı acaba? Ah oğluşum! Babası babası, tıpkı babası. E, anam babasına çekmeyip de kime çekecek? Benimki iyi de azıcık daha şöyle kafası işlese. Olur olur düşe kalka… Benimkini mutfağa… Onunkiyle de yedi bini bulduk mu?.. Yok yok, benimkinin yarısını mutfağa… Ühhüüü! Ühhüüü! Öyle bir oturma grubu alacam ki Sevim karısı taş gibi ortadan ikiye çatlasın. Bir de yatak odası takımı, salona büyükçe bir televizyon, çocuk odası, yemek masası… Anam hepsini bir alınca indirim de yaparlar, üstüne üstelik bir de yirmi ay taksit… Cebi değişecekmiş! Sen değiş cebi Sevim Hanım! Ben evi aldım. Dayadım döşedim de. Gel kammaralı cebinle çekiver, müziğini de aç oyna biraz! Heyttt Sevim Hanım! O kümesten çıkınca da diyecem ki o kadına… Anam yapışma çantaya, gören de bir şey sanacak. Olsun, emek tatlı be anam!..

Karşısındaki vitrinin yarısını kaplayan ilan: DİKKAT DİKKAT DİKKAT! CEPTE İNANILMAZ OLAY!..

İçeri girdi. Tezgâhın kıyısına usulca yanaştı. Tezgâhtar cin gibi delikanlı. Öyle bir laf sıralayışı var ki Sevim’in tosbağa suratlısı çırak dursun yanına. “Böyle bir şey olmaz abla. Bu bir fırsat. Bu gün aldın aldın, almadın, kuş uçar ablam. Bak sana canım ablam, entegre bir nokta üç megapiksel kamera, …tri band, video ve ses kaydetme, radyo ve empeüç çalar, polifonik melodi, ememes, esemes, bulutut, cipiares, java… Üstelik bir cigabayt hafıza kartı da hediye…”

Tam da karılar dalmışken işe, Sevim Hanım da karşımdayken… Çalacak. Açacam şöyle bir göstere göstere. Sevim karısının gözlerinin içine bakıp, kibarca bir alo!.. Diyecem herife o koltuk takımını istemem, bilmem neyi nasılmış, şunu istiyorum diyecem, yatak odasının dolabı altı kapılı olsun, bazasını sandıklı istiyorum. Çocuk odası da… Hem niye acele ediyorsun gülüm? İşten çıkınca birlikte bakarız. Sevim karısının gözleri kocaman kocaman… Kammaralı mı kız? Hem kameralı, hem müzik çalıyor, hem radyolu, hem bilmem ne pikseli, baytı maytı… Amannn anam işte her bir şeyi var! Fadime Abla diyecek, evi peşin almışsınınız kız öyle mi? Aldık ya anam aldık. Şükür. Artık ben de çalışmam burada. Neme lazım. Evimde otururum. Televizyonun şu ince olanında film iyi izleniyor…

“Alıyor musun abla?”
Gözlerini dikti delikanlıya. Sımsıkı yapıştı çantasına. 
“Ühhüüü! Ühhüüü!”

Murat Taş/degirmendergisi

TarihViews
Total2524
Sal. 283

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task

Öykü

Okunasılar

Benzer Haberler