facebook twitter Linkedin

Rasim Özdenören, güzellik, yazarlık

 

yasin aktayYASİN AKTAY 17.02.2014 YENİ ŞAFAK
Önüne klavyeyi, hatta cep telefonunu alan herkesin yazı yazabildiği, yazdıklarını da herkese kolaylıkla duyurabildiği zamanlarda yaşıyoruz. Bu zamanların ortaya koyduğu sonsuz örnekler arasında bir 'yazar' yani bir 'müellif' olmanın anlamları üzerinde çok önceden postmodern felsefeciler veya toplumbilimciler arasında cereyan etmiş bir tartışmanın tazelenmesine ihtiyaç var.

O tartışmaların bir yerinde 'yazarın ölümü' ilan ediliyordu.

Bir ölçüde klasik ama daha ziyade modern zamanlarda yazara bir tür mesihi rol atfediliyordu ama bu rol daha sanal medyanın, internetin hayatımıza girmemiş olduğu dönemlerde bile artık bitmiş olduğundan bahsediliyor, yazarın mesihi rolü böylece geri alınıyordu.

Yazarın söylediği şeylerle olsa olsa bir tür toplumsal ve tarihsel bilinci yansıtabildiği, bunun dışında insanlığa öteden haber veren bir rolünün olmadığı söyleniyordu. Yazar artık ne söylerse doğru kabul edilen, ürettiği bilgi ve söylediği söz diğer insanlarınkinden çok daha özel olan bir insan, bir author, bir yetkili değildir. Son sözü söyleme ve sözü bitirme yetkisi yok.

Yazarın ölümü yazı yazanların alabildiğine çoğalmış olması gerçeğiyle çelişiyor tabi, ama bu ölümün göstergesi zaten yazan sayısının artması değil, yazarın bir otorite olarak konumunun kaybolmasıdır. Bunun iyi mi kötü mü bir şey olduğunu, kuşkusuz ayrıca değerlendirmek gerekiyor.

Ancak, otorite boyutu ne kadar azalmış olsa da özgün bir düşünce, üslup ve tarz peşindeki yazar mefhumu yine de tamamen terk edilebilmiş, terkedilebilecek görünmüyor. Bu biraz da okuyucuların beklentileriyle alakalı bir şey. İnsanların bir çok konuda bir kılavuzluk arayışı postmodern zamanlarda bile terk edilebilmiş değildir. Bu da kuşkusuz okuyucuyu da yazarı da aynı anda etkisi altına alan ve her ikisine karşılıklı roller yükleyen bir ideolojiye, bir yazarlık ideolojisine işlerlik kazandırıyor.

TRT'nin hazırlamış olduğu Rasim Özdenören belgeselinin galasını izlerken yazarlığının 50. yılı münasebetiyle Kitap Postasında bir yazar olarak yine kendisi için yazdıklarımı yeniden düşündüm.

Kuşkusuz, Özdenören'i bir yazardan ibaret görmek onu bu yazarlık ideolojisi içinde konumlandırmayı gerektiren bir şey olurdu. Oysa Özdenören sadece bir yazar değildir veya alışıldık anlamda bir yazar değildir. Genellikle İslami edepten (edebiyat) kaynaklanan bir tevazuyla, ürettiği bilgiye veya konuştuğu dile, postmodernlerin deyimiyle bir 'anlamsal huzurun' (presence) atfedilemeyeceği bilinciyle yazar görünür. Yani o, yazarın ölümü ilan edilmeden önce de yazarın da bir fani olduğu gerçeğini hissederek ve hissettirerek konuşur.

Kendi özel okuyucusunu bulmuş da onlarla özel bir hasbihali sürdürür gibi yazar. Sözünün huzurunun ancak bu özel diyalogla mümkün olduğunu biliyor gibi yazar, Rasim abi. Yine de asıl anlamsal huzurun okuyucuyla ilanihaye gerçekleşemeyeceğini bilerek, bir tür tevekkülle yazar.

Varoluşçu yazarların bir çoğunu derinlemesine okumuştur Rasim abi. Hatta onun referans vermesiyle İslamcı gençliğin önemli bir kısmında onlara yönelik büyük bir ilginin oluşmasına da yol açmıştır. Buna rağmen o yazarların hiç birinin sahip olduğu karamsarlığa kapılmamış. İnsanın trajik bir varlık olduğunun bilinci kinik bir kayıtsızlığa ve bohemliğe sürüklememiş. Özdenören'in metinlerini okuyanlar kendilerini bir batağa saplanmış veya karmaşık bir yolda kaybolmuş hissetmiyorlar. Kendi yolunu aydınlatarak ilerliyor Yazar.

Özdenören kendi kuşağındaki bir çok Müslüman aydının taşıdığı bazı özelliklere biraz daha fazladan sahip. Ulemasından yoksun bırakılmış Müslümanlara, ulemaya vekaleten kanaat önderliği görevini yürüten edebiyatçı, sosyal bilimci, entelektüel kuşağın en önemli isimlerinden biridir. Gül Yetiştiren Adam isimli romanıyla cumhuriyet döneminde köşesine çekilmek zorunda kalan ulemadan önemli bilgiler devralmış çocuğu hem özendirdi, hem oynadı.

Seksenli yılların ortalarında yazdığı Müslümanca Düşünce Üzerine Denemeler kitabı, İslami düşüncenin ve gençliğin bir çok konuya bakışında çerçeve çizici, önemli bir referans kitabı oluşturdu.

Daha sonra kaleme aldığı ve zengin bir külliyata dönüşen denemelerinde, Müslüman bir zihinle, gündelik hayatın imtihanlarına verilen diyalojik karşılıklar çok güzel örnekleniyor. Bu külliyat ve bu külliyatın müellifi, Türkiye'de İslami düşünce veya düşünürler üzerine yapılabilecek her türlü çalışmada ilk bakılması gereken bir yazar.

Yeni Şafak gazetesinin Arapça yayına başlamasının en önemli anlamının ne olacağı sorulduğunda hiç tereddütsüz, Arapların da Rasim Özdenören'i okumaya hakları olduğu cevabını vermiştim.

Önümüzdeki yıl itibariyle Türk okuyucusu altmış yıldır Rasim Özdenören'i okumaya devam ediyor, bilgisinden, hikmetinden, güzelliğinden, edebiyatından nasipleniyor olacak. Yaşadıklarımız bir de onun dizdiği, düzenlediği, ifade ettiği kelimelerinin içinde yeniden hayat ve anlam buluyor. Rasim abi, bu kadar uzun süredir yazıyor olmasını, hala anlaşılmamış olmasıyla açıklıyor. Kuşkusuz anlama bambaşka bir sorun, ama Rasim abi yazmaya devam ettikçe onun güzelliğinden yana nasibimizin, kısmetimizin açık olduğu da kesin. Şükrü eda edilecek bir güzellik bu.

Bu güzel adamın ömrünün daha uzun ve bereketli olmasını diliyor, belgeselin hazırlanmasında emeği geçen herkesi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.

 

TarihViews
Total821
Sal. 281

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task

Okunasılar

Benzer Haberler