facebook twitter Linkedin

'Kürtlerin geleneğinde bu yok'

 

Sokak 'Çözüm Sürecini' anlatıyor - Diyarbakır

Al Jazeera, zor bir dönemeçten geçen çözüm sürecinin nasıl bu noktaya geldiğini ve bundan sonra yapılması gerekenleri sürecin asıl muhataplarına sordu; Diyarbakır’dan Yüksekova’ya kadar olan bölgede verilen yanıtları derledi.
diyarbakir jazeera
Ayşe Karabat Aljazeera 06.11.2014


Her yaştan, siyasal görüşten ve mahalleden Diyarbakırlılar, Astsubay Aydoğdu'yu hedef alan saldırıya tepkili.

Hiç mi Allah’tan korkmadınız? Bunu nasıl yaptınız? Bir adamı hamile karısının yanında nasıl vurdunuz” diye Kürtçe soruyor 85 yaşındaki Feslah Ayaz.

Ayaz’ın bu sert tepkisine neden olan saldırı Astsubay Necdet Aydoğdu’ya düzenlendi. Aydoğdu 29 Ekim 2014 Çarşamba günü, hamile eşiyle birlikte Diyarbakır’da pazarda alışveriş ederken maskeli kişilerce başından vurularak öldürüldü.

“Ben çok ağladım ona” diye anlatıyor Ayaz.   

Çevre köylerden göç alan Diyarbakır’ın altyapı sorunu olan, Diyarbakırlılara göre emniyet güçlerinin girmek için zorlandığı, Suriçi bölgesinde kapısının önünde otururken bizimle sohbet ediyor:

“Barış istiyoruz biz. 85 yaşındayım, bu saatten sonra yaşasam ne ölsem ne ama gençlere yazık, her iki tarafa da günah.” 

Elini dövmeli dudaklarına götürüyor, ağzında fermuar varmış da onu kapatıyormuş gibi bir hareket yapıyor:

“Bizim ağzımız bantlıdır. Apo dört duvar arasında, Erdoğan koltuğunda, arada biz rezil oluyoruz.”
Değerlere ne oldu?

Hangi yaştan, meslekten, siyasal görüşten ve mahalleden olursa olsun, konuştuğumuz Diyarbakırlılar, Astsubay Aydoğdu’ya yönelik saldırıya tepkilerini dile getiriyor. Onlar için mesele, ölümle sonuçlanan saldırıdan da öte, saldırının yapılış biçimi. Diyarbakırlılar 6-7 Ekim olaylarında ölen 36 kişi için tepkililer, üzgünler. Yağmalama, yakma gibi eylemlere yönelik öfke ve şaşkınlıklarını da gizlemiyorlar.

İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgiye göre, eylemler sırasında aralarında 212 okul binası, 67 emniyet binası, 25 kaymakamlık binası, 29 parti binası, çocuk yuvaları, Kızılay kan merkezleri, belediye binalarının da olduğu 1,113 bina yakıldı ve tahrip edildi. Eylemlerde özel araçlar, belediye araçları, ambulanslar ve polis araçları da dahil olmak üzere toplamda 1,177 araç da kullanılmaz hale geldi.

Kulp’ta köyleri 1992 yılında yakıldıktan sonra çocukken Diyarbakır’a göç eden ve tıp eğitimi alan halk sağlığı uzmanı Doktor Murat Koç da hem Aydoğdu cinayetine hem de şiddet eylemlerinin tablosuna dikkat çekiyor.

Kürtlerde arkadan silah sıkma, yağma, karısının yanında vurma yoktu. Hiçbir değer kalmadı."

Öcalan’ın etkisinin test edildiği bir süreç

Koç’a göre, devlet süreci devam ettirebilme adına 6-7 Ekim eylemleri sırasında adeta vandalizme göz yumdu. Eylemler sırasında polis vardı ama müdahale etmedi. Sahaya hâkim olamayan devlet, sokağa çıkma yasağı ilan etmek zorunda kaldı:

PKK öyle bir taban geliştirdi ki, oturup konuşamıyorsun. Hatip Dicle, Selahattin Demirtaş bile önlerine çıksa, ‘Biz seni dinlemiyoruz, senden emir almayız’ diyen bir gençlik bu.

Koç’a göre, ‘anlamını yitirmeye başlamış çözüm süreci’ PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın bütün bileşenleri üzerinde ne kadar etkili olduğunun test edildiği bir süreç aynı zamanda:

“Öcalan taban üzerinde etkilidir ama Kandil üzerinde ne kadar etkili? Oysa Kandil Öcalan’a rağmen hareket edebiliyor. PKK’nin birçok bileşeni var. Bunlar içinde de şebihhaları var, İran etkisi var. Komplocu gibi görünmek istemem, örgüt de bu güçlerin denetiminde demiyorum ama Türkiye’deki süreci bitirmek isteyen güçlerin çıkarı, örgütün de hesabına geliyorsa…”

Koç’a göre, yalnızca bölge güçleri değil, Ortadoğu’ya, kendi coğrafi konumlarına bakıp, Doğu'nun ortası olarak gördükleri için Ortadoğu adını koyanlar da buraları karıştırmak istiyor.

Sürekli kiriz ortamı olsun istiyor birileri burada. Çünkü zulme Müslümanlardan başka itiraz eden yok. Sorun gittikçe uluslararasılaşıyor. Suriye’de, Irak’ta yaşanan son gelişmelerin de etkisi var bunda. Kürtlerin bir devleti olmamış, ama olsaydı, bugün onlar da tıpkı şimdi Arap halklarının yaptığı gibi başlarındaki zalimden kurtulmak için uğraşırdı.

Kışkırtıcı dil

Dr. Koç’a göre, taraflarda karşılıklı kışkırtıcı bir dil var. Sorunun çözümü yerine terörü bitirmekten söz etmek, eskiye çağrıştıran sert bir dil kullanmak, Rojova’da PYD ilan ettiği kantonlarda kendisinden farklı düşünenlere baskı uygulamasına rağmen IŞİD eşitktir PYD demek bu kışkırtıcı dilin örnekleri. Ama Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğini öne sürmekte bir o kadar kışkırtıcı. Koç’a göre her iki tarafında önce bu dilden vazgeçmesi gerekiyor çünkü deprem olurken, bir bina inşa etmek mümkün değil ve çözüm süreci de bir depremden geçiyor:

Toplum sürece sahip çıktı. Kanı durduracak diye destek verdi. Can simidi olarak sarıldı. Ama artık süreç anlamını yitirmeye başladı çünkü insanların huzurunu kıran bir aşamaya girdi. Gerilla sınır dışına şartsız bir biçimde çıkacaktı, hükümet de adım atacaktı. Gerilla çekilmedi, hükümet de adım atmadı. Şimdi PKK suikastlar yapmaya başladı hükümet de güvenlikçi politikalara dönmeye.”

Dr. Koç, “Kürt halkının haklarını verme müzakeresini PKK ile yaparsanız, insanlar neden PKK çevresinde örgütleniyor diye kızamazsınız” diyor ve ekliyor: “PKK kendisine statü istiyor, vesayetini yaygınlaştırmak istiyor.

Ona göre, sorunun çözülebilmesi için atılması gereken adımlar belli:

PKK kendi içinde çözüm sürecine karşı olanları tasfiye etmeli. Benim dışımda kimse varlık gösteremez diyor, bunu terk etmeli.  Hükümet de bu işi yalnızca PKK ile müzakere etmemeli. Kürt halkının başka unsurları da vardır. ‘PKK eşittir halk’ demek bu halka hakarettir. Kürt halkının dili, toprağı kültürü inkâr edildi hep. Kürt halkına fıtratından doğan hakları vereceksiniz, geçmiş ihlâller için özür dileyeceksiniz. PKK ile de nasıl silah bırakacağını müzakere edeceksiniz.

‘Çalış senin de olur’

Koç’un PKK’nin bileşenleri olarak tanımladığı farklı yapılanmaların ne söylediğini anlamadığını ifade edenlerden biri de 71 yaşındaki Aziz Arda.

Lice’deki köyü yakılıp boşaltıldığında, 1993’te Diyarbakır’a göç etmek zorunda kaldığında, üzerindeki giysiyi bile bir arkadaşından ödünç aldığını anlatıyor. Geldikten sonra sebze sattığını, bir ev almayı başardığını ama yedi çocuğunun iş bulmak amacıyla başka illere gitmek zorunda kaldığını söylüyor.

HDP’nin en güçlü olduğu ilçelerden biri olan Bağlar’daki bir kahvehanede rastlaşığımız Arda sokak eylemlerindeki şiddete de anlam veremiyor:

Ama niye yakıyorsun başkalarının taksisini. Çalış senin de olur.”

Bununla birlikte Arda süreçte bir ilerleme olmamasından da şikâyetçi:

Kaç senedir başbakan aynıdır ama bu yana ilerleme yok adım atılmamış, Kürtçe yok.”

Özgürlük peynir midir, meyve midir?

Meselenin Kürtçe’den ibaret olmadığını düşünenlerden biri eskiden giyim mağazası işleten 61 yaşındaki Cemal Deniz.

Annem Kürtçe bantları toprağa gömmüştü. Şimdi Kürtçe bant serbest ama mesele Kürtçe bant mıdır yalnızca? Diyorlar ki, Kürt-Türk kardeştir. Vallahi değildir. Hor görüyorlar bizi. Ben bilmiyorum ki özgürlük nedir; özgürlük peynir midir, meyve midir, nedir? O yana gidiyorum devlet yasak diyor, bu yana gidiyorum başkaları yasak diyor.”

Diyarbakır merkezindeki ofiste bir kahvede birlikte çay içtiğimiz Deniz diyor ki, “Bak etrafına, hele bir sor, siftah etmiş mi esnaf?” Deniz’in sorulmasını istediği başka bir soru da şu: Dağdakiler niye dağa gitti?

“Onların geri dönmesini sağlayacak bir gelişme oldu mu? Batıda iş kazalarında ölenlerin de çoğu Kürt çünkü burada iş olmadığı için batıya çalışmaya gidenler de Kürt.”

Onun için çözüm süreci, batıda ne varsa doğuda da olduğunda başarıya ulaşmış olacak ama “Ne verdiler ki” diye soruyor.

Canını sıkan başka bir durum da eylemler sırasındaki yakıp yıkmalar:

Otobüsü niye yakıyorsun, halkın malıdır. Bunları kimin yaptığı belli değil. Kırdın eline ne geçti?

Deniz, “Peki ne olacak” sorusunu da müstehzi bir gülümsemeyle karşılık veriyor:

“Görünen köy kılavuz ister mi, iyi olmayacak.”
Sular bulanmadan durulmaz

Eczacı ama şimdi güzellik merkezi işleten Arapça öğrencisi Gülşen Duran, Deniz kadar umutsuz değil. Ona göre süreçte sorun var ama sular bulanmadan durulmaz çünkü kimsenin çözüm sürecinden vazgeçme lüksü yok.

Dural’a göre çözüm sürecinde hükümet hızlı adım atmadı. Örneğin cezaevlerindeki hasta tutuklularla ilgili düzenleme yapılmadı, eve dönüş çağrısı yapılmadı.

Benzer görüşleri dile getirenlerin söylediği, Kürtçe eğitim konusundaysa Duran’ın farklı görüşleri var:

“Irak’ta kaldım birkaç sene. Orada Kürtler merkez ile iletişim kuramıyor. Kürtçe’yi rahat rahat konuşuyoruz. Ben 30 yaşından sonra, Kürtçe gramer dersi almaya başladım ama yine de Kürtçe eğitime şu aşamada taraftar değilim, belki ileride, zamanla” diyor.

Dural’a göre, süreçte ritmik iyileştirmeler olmaması suiistimal edilmeye müsait boşluklar oluşturdu. Bu coğrafyada dolaşan karanlık el yine devreye girdi. Bunun önüne geçmenin yolu da Öcalan’ın örgütüyle iletişim kanallarının daha açık tutulmasından geçiyor:

PKK içinde iletişim kopukluğu var. Bunun giderilmesi için Öcalan’ın iletişim kanalları açık olmalı. Onunla iletişimde olan bir heyet olmalı; içinde devlet görevlilerinin de, STK’ların da temsilcileri olmalı. Yoksa Öcalan 'Whats up'tan yazdı, inandırıcı değil. Bir de, Öcalan’ın ne söylemek istediği kendilerine sorulan kişilerin, onun söylediklerine yorum katıp katmadığını örgüt tabanı bilmiyor. İletişim kopuyor arada. Herkes duyduğunu farklı yorumluyor. Aynı ideolojinin insanları olsa bile yorum farkları var. İletişimde şeffaf politika izlenmeli.

TarihViews
Total267
Sal. 281

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task

Söyleşi