facebook twitter Linkedin

Dink cinayetinin aydınlatılmasını istiyor muyum?

 

agosHilal Kaplan 21 Ocak 2015 Yenişafak

Hrant Dink cinayetinin her yönüyle aydınlatılmasını sahiden istiyor muyum? Bu saçma soruya muhatap olmamın sebebi, Agos’un, bir değil, tam iki kez attığı “Bu dava ‘paralel’e sığmaz” manşetini eleştirmem. Oysa Agos, “Bu dava ‘Ergenekon’a sığmaz” başlğını iki kez manşete çekmiş olsaydı da aynı eleştiriyi yapardım. Tek fark bu sefer eleştirim muhtemelen o kadar garipsenmezdi. İşte bu aradaki fark üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Geziciler, 19 Ocak’ları Hrant Dink gibi tüm Türkiye’yi kucaklayan bir biçimden çıkardığı için son iki yıl dışında tüm 19 Ocak’larda Agos’un önündeydim. Cinayet işlendiğinden bu yana, en başta kendi mahalleme hitaben, neden bu davayı sahiplenmemiz gerektiği hakkında defalarca yazdım. Neden “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganının mazluma sahip çıkmak anlamına geldiğini, Ermeniliğin dini değil, etnik bir kimlik olduğunu anlattığım için hedef gösterildim. Hatta Ermeni kökenli olduğumu iddia edenler bile çıktı.

Hrant’ın Arkadaşları grubunun dar bir sol çevreye hapsolmaması için çeşitli girişimlerde bulundum. Baktım olmuyor, ‘bizim mahalle’den yazarlarla “Adalet Talebimiz Var” inisiyatifini başlatarak dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le yapılan görüşmelere katıldım. Kamuoyu farkındalığını diri tutmaya çaba gösterdim. Ama gelin görün ki, cinayette Gülenci polislerin ve istihbaratçıların payını küçümsemeyi ve hatta görmezden gelmeyi kabul etmediğim için işte bu saçma soruya bugün cevap vermek zorunda kalıyorum. Evet, Hrant Dink cinayetinin her yönüyle aydınlatılmasını sahiden istiyorum.

Bu isteğim, mesele hakkındaki en net fotoğrafı çeken raporun Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından, 2008 yılında, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayınlandığını görmemi engellemiyor. Ya da  Ak Parti hükümetinin Muammer Güler ve Celalettin Cerrah’ı ‘onore ederek’ hata yaptığını düşünmem,  Erdoğan’ın dava açısından çok daha önemli olan ilgili MİT mensuplarının soruşturulmasına izin verdiğini yok saymamı da gerektirmiyor.

Ayrıca, cinayetin azmettiricisi olarak anılan Erhan Tuncel’in, sonradan bombayı temin eden kişi olduğu ortaya çıkmasına rağmen, McDonalds bombalamasından sadece bir ay sonra, o davada korunup, Ramazan Akyürek’in imzasıyla polis muhbiri yapıldığını unutmamı gerektirmiyor. Ya da cinayetin hemen sonrasında Ali Fuat Yılmazer’in sahte bir şema çizip, -üstelik sevgili Dink ailesine kadar ulaşarak- gündemi yanlış yöne yönlendirdiğini yok saymamı da gerektirmiyor. Ya da Tuncel’in kamuya yazdığı iki ayrı mektupta, birinde överek diğerinde ‘cinayet şebekesi’ diye yererek ama illa ki Yılmazer ve Akyürek merkezli konuştuğunu görmezden gelmemi de gerektirmiyor.

Ya da bir zamanlar hakikat derdi olduğuna inandığımız ama bugün manşetlerini kimin attığı ortada olan Taraf Gazetesi’nin, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunu haberleştirirken Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in adlarını neden haberden çıkarttığını sormamayı da gerektirmiyor.

Ya da tüm kariyerini Ergenekon’u çökertmeye adadığını iddia eden polislerin yönetimindeki emniyette, neden davaya ilişkin nerdeyse tüm delillerin (Akbank’ın cinayet günkü kamera kayıtları, Yasin Hayal’in telefon trafiği, Trabzon Emniyet’te imha edilen belgeler, vs.) karartıldığını sormamı da engellemiyor.

Şayet Agos, bu ve benzeri soruları da yüksek sesle, o manşet gibi en az iki kez, tam da Yılmazer ve Akyürek’in sorgulandığı sene içerisinde sormuş olsaydı, daha hakkaniyetli ve hakikatli bir yayın yapmış olurdu.

Atilla Güner’le “Akşam Postası” programına konuşan Nedim Şener’in sözleri, özeleştiri çağrısına en başta kendimi katarak, cinayetin aydınlatılmasını isteyen herkesi ilgilendiriyor:

“Maalesef ben söylemeye utanıyorum, ama kişisel fayda ve grup faydaları çok etkili oldu bu süreçte. Hrant Dink cinayetiyle bu kadar yakından ilgilenenler dosyanın tamamını okumadan, kanaate vardılar. Sadece istihbaratçıların yönlendirmeleriyle olaya baktılar. Bunları kabullenemiyorum.

Çünkü ben hep söylerim ‘Uğur Mumcu’nun Arkadaşları’ da vardı. Onlar da yönlendirildi istihbaratçılar ve devlet tarafından. Onlar da bu işin içindeki devlet parmağını görmediler. Onlar sadece İran iltica meselesiyle uğraştırıldı (...) Kitabı okuduğunuz zaman Güldal Mumcu’nun da etrafının nasıl çevrelendiğini, Uğur Mumcu ile aynı gazetede olan insanların nasıl çevrelendiğini görebiliyorsunuz.”

Agos, Dink cinayeti davasında nihayet kamu görevlilerinin soruşturulduğu ve dolayısıyla en hızlı ilerlemenin sağlandığı şu son bir yıl içinde, iki manşet üst üste en sert muhalefetini yapıyorsa, tekrar durup düşünmeli diye inanıyorum. Zira Agos, Hrant Dink’in bu ülkeye en anlamlı emanetidir.

 
TarihViews
Total160
Sal. 282

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task

Akıl Fikir

Okunasılar

Benzer Haberler