facebook twitter Linkedin

Hrant Dink cinayeti soruşturmasında sıra Engin Dinç'te

 

ajper gormus2Alper Görmüş/aljazeera/04.03.2015
Hrant Dink cinayeti davasında kamu görevlilerinin ifadelerinin alınmaya başlanmasıyla birlikte nihayet önemli bir ilerleme ortaya çıkabildi... Şüphesiz ki bunun sembolik bir anlamı var: Bu gelişme gösterdi ki, Dink cinayetinin önlenememesinin ve hakikati ortaya çıkarma çabasında yıllar boyunca tetikçilerin ötesine geçilememesinin nedeni, cinayeti önlemek ve sorumlularını ortaya çıkarmakla görevli devlet memurlarının böyle bir meselelerinin, kaygılarının bulunmamasıdır.

Geçtiğimiz yılın ortalarında başlayan ve hâlâ devam eden ifade alma sürecinde ortaya dökülen gerçekler, ne yazık ki bize bundan başka bir sonuç çıkarma imkânı vermiyor.
Önce Savcı Yusuf Hakkı Doğan'ın, onun Yargıtay üyeliğine seçilmesinden sonra da Savcı Gökalp Kökçü’nün nezaret ettiği süreçte 30'dan fazla görevlinin ifadesi alındı ve toplam 4 görevli tutuklandı. Bunlar, Hrant Dink'in "mutlaka öldürüleceğinin" kaydedilip muhtemel zanlıların da zikredildiği istihbarat raporunun iletildiği Trabzon İstihbarat Şubesi'nden 3 istihbaratçı ile raporun yazıldığı (15 Şubat 2006) dönemde Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek idi.
İstihbaratçı polisler tutuklandı ama onların âmiri konumundaki Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'in (halen Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı) ifadesi henüz alınmış değil.
İfade neden kaçınılmaz?
En son Al Jazeera Türk'ten Selahattin Günday'ın özel haberinden öğrendik ki, Akyürek'ten sonra Trabzon Emniyet Müdürlüğü'ne getirilen (6 Mayıs 2006), cinayet günü de (19 Ocak 2007) bu görevi sürdüren Reşat Altay, savcıya Engin Dinç'in bütün istihbari bilgileri kendisinden gizlediği yönünde ifade vermişti.
Gelinen noktada, Engin Dinç'in ifadesinin alınması kaçınılmaz görünüyor, aksi takdirde savcının bir iddianame yazması mümkün değil.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dink cinayetinde Cemaat'e yakın istihbarat şefleriyle ilgili yoğun kuşkular doğuran savcılık ifadelerine atıfla, son zamanlarda cinayetten yalnızca onların sorumlu olduğunu imâ eden açıklamalar yapıyor. Fakat Engin Dinç bu kategoriye uymuyor ve hakkındaki iddiaları çürütemezse, "Dink cinayeti öncesinde istihbari bilgileri gizleme" suçlamasında adının Cemaatçi polislerin yanına ilave edilmesine engel olamayabilir.
“Ortada Hrant Dink'in katlinin bir mutabakat cinayeti, sonraki suskunluğun da "ortaklaşa" olduğuna dair izale edilmesi imkânsız görünen kuşkular var. İfadeler gösteriyor ki, siyasi eğilimleri ne olursa olsun, güvenlik bürokrasisinde yer alan farklı kesimler şu ya da bu "fayda" mülahazasıyla cinayete yol vermişler ve cinayet sonrasında hakikatin ortaya çıkmaması için hep birlikte susmuşlardır.”
Keza cinayet sonrasında bilgi saklamak ve susmak suretiyle cinayetin daha derindeki sorumlularının ortaya çıkmasına engel olmakla suçlanan devlet görevlileri faslında da Cemaat'e yakın polisler yalnız görünmüyorlar. Bunu özellikle, cinayet sırasında İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah'ın savcıya verdiği ifadede gördük. Cerrah, cinayet gecesi bazı bakanların da katıldığı değerlendirme toplantısında, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek'e elde herhangi bir bilginin olup olmadığını sorduğunu, ondan "Hiçbir bilgi yok!" cevabını aldığını, birkaç gün sonra da cinayetten bir yıl önce kaleme alınan ünlü istihbarat raporundan ve başka bilgi ve belgelerden haberdar olduğunu hayretle öğrendiğini anlatacaktı...
Buradaki soru şu: Cerrah ve o toplantıya katılan bakanlar ile öteki devlet görevlileri, hakikati birkaç gün sonra "hayretler içinde" öğrendikten sonra ne yaptılar? Başka türlü söylersek: Emniyet istihbaratının en tepesindeki ismin, cinayetin sorumlularının ve faillerinin ortaya çıkmaması için hükümetten bilgi gizlediğini öğrendikten sonra ne yaptılar?
Görülüyor ki, ortada Hrant Dink'in katlinin bir mutabakat cinayeti, sonraki suskunluğun da "ortaklaşa" olduğuna dair izale edilmesi imkânsız gibi görünen kuşkular var... İfadeler gösteriyor ki, siyasi eğilimleri ne olursa olsun, güvenlik bürokrasisinde yer alan farklı kesimler şu ya da bu "fayda" mülahazasıyla cinayete yol vermişler ve cinayet sonrasında hakikatin ortaya çıkmaması için hep birlikte susmuşlardır.
Yazının bundan sonrasında, şu âna kadar alınan ifadeleri kısaca gözden geçirerek önce Engin Dinç'in karşı karşıya bulunduğu iddiaları, ardından da cinayet gecesi toplantısının önümüze koyduğu soruları biraz daha ayrıntılandırmaya çalışacağız.
'Esas sorumluluk doğuran belge'
Muhtemel bir sorguda Engin Dinç'e sorulacak soruların, tıpkı önceki sorgularda olduğu gibi Savcı Yusuf Hakkı Doğan'ın "esas sorumluluk doğuran belge" dediği ünlü F4 istihbarat raporunun etrafında örüleceğini tahmin etmek zor değil.
Hatırlayalım: 15 Şubat 2006 tarihli rapor, istihbarat polisi Muhittin Zenit (şimdi tutuklu) tarafından, yardımcı istihbarat elemanı Erhan Tuncel'den aldığı bilgilere dayanarak yazılmıştı.
Kamu görevlileri soruşturmasının ilk savcısı Yusuf Hakkı Doğan, kendi ifadelerini de katarak raporu şöyle özetlemişti:
"Soruldu: Trabzon'da Muhittin Zenit tarafından düzenlenen F4 raporunun birinci paragrafında Dink'e karşı büyük bir eylemde bulunulacağı söyleniyor... İkinci paragrafta Dink'in öldürüleceği yazılı... Üçüncü paragrafta eylemciler(in) eyleme giderken baz istasyonlarının takibine takılmamak için cep telefonlarını yanlarında götürmeyecekleri, köyde bırakacakları (belirtiliyor)... Dördüncü paragrafta silahı köyden temin edecekleri (yazılı)... Beşinci paragrafta raporu düzenleyen memurun değerlendirmesi var, 'bu kişiler kafaya koydukları eylemi yaparlar, bu haberin önemsenmesi gerekiyor' deniyor."
Rapor, Trabzon İstihbarat Şubesi tarafından İstihbarat Daire Başkanlığı'na (Ankara) aynen, İstanbul'a ise "Dink'e karşı ses getirecek ciddi bir eylem yapılacağı" özetlemesi ile gönderilmişti.
Savcı Doğan, bu farklılığı önce rapor hazırlandığı sırada Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek'e sormuş, ondan, "ses getirecek eylem"den "öldürülecek" anlamının çıkacağı cevabını almıştı.
Dink cinayetiyle ilgili istihbaratçı polislerin ifadelerini ele aldığımız önceki yazılarda, savcının ilave sorularla bu cevaptan tatmin olmadığını görmüştük. Fakat asıl önemlisi, Akyürek'in, bu işin asıl sorumlusu olarak Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'i işaret etmesiydi.
Raporun hazırlandığı günlerde İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü olan Ali Fuat Yılmazer de tıpkı Ramazan Akyürek gibi topu Engin Dinç'e atmıştı. Savcı, "Yasin Hayal ne pahasına olursa olsun Hrant Dink'i öldürecek!" gibi kuvvetli bir cümleyi "ciddi eylem" olarak telaffuz etme hususunu Yılmazer'e sorunca, ondan muhatabın Engin Dinç olduğu cevabını almıştı.
Fakat Engin Dinç'in ifadesinin alınmasını zorunlu hale getiren asıl büyük gelişme, cinayet sırasında Trabzon Emniyet Müdürü olan Reşat Altay'ın ifadesiyle ortaya çıkacaktı. Reşat Altay'ın anlattıklarına göre, kendisi görevi Ramazan Akyürek'ten aldıktan sonra, Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç'ten bir brifing almış fakat Dinç kendisine cinayetle ilgili hiçbir istihbari bilgi vermemişti; F4 raporu da dahil.
Ramazan Akyürek'in, Celalettin Cerrah'ın verdiği, "cinayet gecesi (bile) kendilerinden bilgi gizlediği" ifadesi üzerine tutuklandığını biliyoruz. Bu durumda Reşat Altay'ın Dinç'e yönelik suçlamalarının ne kadar önemli olduğu kendiliğinden çıkıyor ortaya.
Cinayet sonrası suskunluğunun faturası
Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Dink'in katledildiği 19 Ocak (2007) günü İstanbul İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler ile beraber yurtdışındaydı. Cinayeti öğrenir öğrenmez döndüler ve o gece bazı bakanların da katıldığı bir toplantı yaptılar. Elde delil olarak sadece sonradan katil olduğu kesinlik kazanacak cinayet zanlısı Ogün Samast'ın flu bir fotoğrafı vardı. Bunu basına dağıtıp yardım ummayı düşünmekten başka bir şey gelmiyordu Cerrah'ın elinden... O çaresizlikle, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'e döndü. Gerisini savcılık ifadesinden izleyelim:
"Bakanlarımız bana cinayetle ilgili son gelişmeleri sordular. Ben de kendilerine elimizde bir fotoğrafın olduğunu, bu fotoğrafı basına vermek istediğimi, bu şekilde kişinin tespit edilebileceği yönünde görüşlerimi belirttim. Hatta o sırada İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek orada olduğu için 'bu konuda sizde herhangi bir bilgi, belge, gelişme var mı' diye sordum. Ramazan Akyürek 'yok' dedi."
Sonrası biliniyor: Meşhur F4 raporunda adları geçen bütün şüpheli isimler birkaç gün içinde yakalanıp sorguya alındılar. Fakat sorgu sürerken bile Ramazan Akyürek bu kişilerle ilgili İstanbul'a hiçbir bilgi aktarmamıştı...
Bu tanıklıktaki asıl kan dondurucu bölümün Ramazan Akyürek bölümü olduğu muhakkak... Fakat ortada başka bir soru daha yok mu? Başta sorduğumuz soruyu, bu defa cinayet gecesi toplantısına katılan devlet kadrosunu isim isim sayarak yineleyelim:
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İstanbul Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, MİT Bölge Başkanı, İstanbul Alay Komutanı, İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, Terör Daire Başkanı Selim Akyıldız, İstanbul Valisi Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, hakikati birkaç gün sonra "hayretler içinde" öğrendikten sonra ne yaptılar? Başka türlü söylersek: Emniyet istihbaratının en tepesindeki ismin, cinayetin sorumluları ve faillerinin ortaya çıkmaması için hükümetten bilgi gizlediğini öğrendikten sonra ne yaptılar?
Bu kişilerin, bu kadar "ağır" bir bilgiyi yıllar boyunca kendilerine saklamaları olacak bir şey midir? Bunu neden yaptılar ve bu suç değil midir?
TarihViews
Total116
Sal. 281

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task

Akıl Fikir

Okunasılar

Benzer Haberler