facebook twitter Linkedin

“GELİN OY VERİN, GİTSİNLER”

 

Kırk yaşındayım ve bugüne kadar hiç oy vermedim ve vermeye de niyetim yok. Bu girizgâhı, izah etmeye çalışacağım mesele ile aramdaki bağı açıklığa kavuşturabilmek hatırına yaptığımı da belirtmeliyim. Televizyonlarda rastladığım bir reklam hakkında yazmaya niyetim var ve bu reklam, CHP’nin yaptırdığı bir reklam. Malum reklamın ana vurgusu, “gelin oy verin, gitsinler” biçiminde bir sloganla oluşturulmuş. 

CHP, bana kalırsa bir fonksiyondur. Yani bir partinin tabelasına CHP yazmak, söz konusu partiyi CHP yapmaya yetmez. Söz konusu partiyi CHP biçiminde isimlendirmek, kanaatim odur ki, ancak ve ancak bir fonksiyonu yerine getirebilmesiyle mümkündür. Yerleşik olduğu binanın giriş kapısının hemen üzerinde bulunan tabelada CHP yazan parti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu olarak anıldığı halde 1980 yılında başını Kenan Evren’in (darbeleri, tarihleri ile isimlendirmek, söz konusu zalimleri unutturur, bu yüzden darbeleri failleri ile isimlendirmek bana göre en doğrusu) çektiği darbeciler tarafından kapatılmıştır. Sözüm ona kurucu zihniyet ve irade kapatılmıştır. Bunun nasıl yapılabildiği konusu, izah etmeye çalıştığım meselenin omurgası durumunda değil ve fakat söz konusu izahların bu soruya da bir cevap temin edeceğini düşünüyorum.

Kurucu zihniyet ve irade olduğu söylenen parti, yani CHP, 1950 yılında iktidar konumunu terk etmek zorunda kaldı ve o dönemde bu topraklarda yaşayan insanların üzerinde yoğunlaştığı mesele, iktidara kimin geleceği değil, iktidardan kimin “gideceği” idi. Yani insanlar, DP’nin iktidara gelmesi için değil, CHP’nin iktidar konumunu terk etmesi için oy verdi ve bu gerçeği, tarih okumuş aklı eren her insan görebilir. Dedemden ve yaşıtlarından sürekli olarak duyduğum şey, Adnan Menderes’in bir “İslam Kahramanı” olduğuydu. Henüz bir orta mektep öğrencisi iken söz konusu nitelendirmenin sebebini anlamam mümkün değildi ve fakat insanların o dönemde Adnan Menderes’in de eski bir CHP milletvekili olduğu konusunda bir bilgileri vardı. Kısacası o döneme ait her yönelişte sözünü etmeye çalıştığımız gerçekliği, yani asıl meselenin iktidardan kimi gideceği hususunda düğümlendiği gerçeğini fark etmemek mümkün değildi ve değildir. Dedem ve benzerleri, Adnan Menderes’e İslam Kahramanı diyorlardı, çünkü Menderes, bugün CHP’nin “gitsinler” dediği çoğunluğu merkeze taşımayı mümkün kılan alanlarda siyaset yaptı ve dahası, İslam Kahramanı nitelendirmesinin en yüzeydeki sebebi, Ezan’ın orijinal biçimiyle okunmasıydı. 

Yazımızın başında belirttiğimiz fonksiyon, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tanımının (dünyayı egemenliği altında tutan finans imparatorluğuna bağımlı sivil ve askeri bürokrasinin ve siyasilerin, millet üzerinde kurduğu “de facto” üstünlük) her evrede içinde olunan dünyanın ana akışına (main stream) intibak edebilmesini sağlamaktır. Yani bir tür restorasyondan söz ediyoruz. Söz konusu restorasyonu gerçekleştirmek, bana kalırsa CHP’nin fonksiyonudur ve bu bağlamda Ak Parti’nin ya da AKP’nin nereye tekabül ettiğini görmemiz mümkündür. Dünyayı egemenliği altında tutan bir finans imparatorluğunun Türkiye’ye sunduğu, daha doğrusu dayattığı yerin edinilmesi ile Misak-ı Milli’nin altının doldurulduğu yönündeki iddia ise, bana kalırsa, CHP’yi CHP yapan fonksiyonun icra edilmesinden ötede bir anlama sahip değil. 

Demokrat Parti’nin bu topraklarda uyguladığı kültür politikası, şu biçimde özetleyebileceğimiz bir nitelikteydi:

“Kemalist Devrimlerin halk tarafından benimsenen yönlerine hiçbir müdahalede bulunmayacağız, yani halkın bu devrimleri benimsemesi konusunda hiçbir sorunumuz yok ve fakat halkın benimsemediği devrimlerin halka benimsetilmesi konusunda da hiçbir şey yapmayacağız.”

Bu kültür politikası resmi tarih anlayışının bize anlattığı Mustafa Kemal’in cumhuriyetin kuruluşunda ortaya koyduğu tezin bir gün geçersiz kalabileceği ihtimalini hatırlatmaktan başka bir şey değildi. Söz konusu tez ve onun sebebiyet verdiği Türk Modernleşmesi, bu toprakların asli tezine (bu asli tezin ne olduğu ve ne olmadığı meselesini tartışmak bile mümkün olmuyor) rağmen hayat bulmuş bir tezdi. İcra edilen fonksiyonların son-uçları göz önüne alınmaksızın, semboller üzerinden gerçekleştirilen zihinsel süreçlerin ve dönüşümlerin/değişimlerin yönlendirilmemiz konusunda etkili olmadığını görmemek için gerçekten kör olmak gerekiyor. Cumhuriyetle birlikte gelen kültür politikası, bu toprakların gösterdiği var olma savaşını adeta kesintiye uğrattı ve bu kültür politikası üzerine kazanç şebekesini kuranlara da Türk modernleşmesinin zavallılığı dolayısıyla sermayedar dediler. 

Bugün ise Kemalist devrimlerin halk tarafından benimsenmiş yönlerinden söz etmemiz mümkün değil. Çünkü bir benimseme ya da reddetme durumundan öte, söz konusu devrimlerin içine doğmuş olan insanlar durumundayız çoklukla. Bu bağlamda İsmail Hakkı Karadayı’nın başını çektiği 28 Şubat vakıasında azdırılan başörtüsü yasağının amacı, modernizmin Türkiye’de tartışma zeminine çekilmesi korkusu değildi. Tam tersine, söz konusu sorgulamanın ya da tartışmanın bu toprakların bünyesine uygun bir modernleşme hareketine bir biçimde sebebiyet vermesi korkusu idi ve fakat söz konusu vakıa dolayısıyla hedeflenen bütünlük, sözünü ettiğimiz korkudan da ibaret değildi. Hedeflenen bütünlüğün tamamını yazmak-çizmek dolayısıyla da olsa tartışabileceğimiz bir zeminde olmadığımızı da belirtmemiz gerekiyor. 

“Gelin oy verin, gitsinler” diyenler, cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu toplumdan fiil ehliyeti alamamak dolayısıyla var oluş koşulunu elde etmiştir. 

TarihViews
Total180
Sal. 283

----------------------------------

Beğendiklerinizi Sosyal Paylaşın!  

Yorumlar   

 
0 #2 murat kapkıner 16-04-2015 19:28
Gerçekten beyaz oy, sanıldığı gibi 'beyaz' değildir, derinlerin bir oyunudur: "Nasıl olsa bana vermeyecek; ona da vermesin; bir oy kârlıyım".
Alıntı
 
 
0 #1 ÖKKEŞ KUL 16-04-2015 01:31
bir de oy vermemekle övünüyorsun sanki hakkı kardeş. bu, bilinçsizlere mahsus bir davranış tarzı. oy vermemekle ne yaptığını sanıyorsun bilmiyorum. ama ben söyleyeyim: oy vermemekle en az kime destek vermek istemiyorsan ona destek çıkıyorsun. iyi düşün.
Alıntı
 

Yorum ekle



Anti-spam: complete the task